Uzak dağların eteğinde, bambu ağaçlarıyla çevrili yemyeşil bir ormanda minik bir panda yaşardı. Minik panda, annesiyle vakit geçirmeyi çok severdi. Sabahları birlikte bambu filizleri toplar, öğleden sonra derenin kenarında yürürlerdi. Fakat bir sabah minik pandanın hayatında yeni bir gün başladı. Çünkü o gün ilk kez anaokuluna gidecekti.
Minik panda erkenden uyandı. Annesi onun küçük çantasını hazırlamış, içine bir elma ile birkaç bambu yaprağı koymuştu. Minik panda çantasını sırtına taktı ama kapıya gelince durdu. Annesinin bacağına sıkıca sarıldı. “Ben okula gitmesem olmaz mı?” diye sordu. Annesi onun başını okşadı. “Yeni bir yere gitmek ilk başta zor gelebilir. Ama neler yapabildiğini görünce kendine şaşıracaksın.” dedi.
Anaokuluna vardıklarında kapıda güler yüzlü bir tavşan öğretmen onları karşıladı. Bahçede sincap, kirpi, geyik ve kaplumbağa oyun oynuyordu. Minik panda annesinin elini bırakmak istemedi. Gözleri doldu. “Sen de benimle kal.” dedi. Annesi eğilip ona sarıldı. “Öğleden sonra seni almaya geleceğim. Şimdi biraz kendi kanatlarınla uçma zamanı.” dedi. Minik panda panda olduğu için kanatlarının olmadığını düşündü. Bu söz ona biraz komik geldi ve yüzünde küçük bir gülümseme belirdi.

Annesi gidince minik panda bir süre kapının yanında bekledi. Tavşan öğretmen çocuklara renkli tahta parçaları dağıttı. “Hep birlikte büyük bir kule yapalım.” dedi. Minik panda önce uzaktan baktı. Sonra kulenin eğildiğini fark etti. Sessizce yaklaşıp geniş bir tahta parçasını en alta yerleştirdi. Kule artık sallanmıyordu. Sincap sevinerek, “Bunu nasıl düşündün?” diye sordu. Minik panda şaşkınlıkla, “Evde bambuları dizerken de geniş olanları alta koyuyorum.” dedi.

Bir süre sonra çocuklar bahçeye çıktı. Kirpi ayakkabısının bağını çözmüş ama bağlayamamıştı. Minik panda annesinin ona öğrettiği gibi eğildi ve bağı dikkatlice bağladı. Kirpi, “Teşekkür ederim.” dedi. Minik panda o anda içinde küçük, sıcak bir sevinç hissetti. Demek ki annesi yanında olmadan da bazı şeyleri başarabiliyordu.
Öğle yemeğinde herkes çantasını açtı. Minik panda da kendi yemeğini çıkardı, suyunu doldurdu ve dökmeden masaya taşıdı. Daha sonra resim saatinde kocaman bir bambu ormanı çizdi. Tavşan öğretmen resme bakıp, “Bugün pek çok şeyi kendi başına yaptın.” dedi. Minik panda sabahki korkusunu hatırladı. Okul artık ona eskisi kadar büyük ve yabancı görünmüyordu.
Öğleden sonra kapı açıldı ve annesi göründü. Minik panda koşarak ona sarıldı. Annesi, “Günün nasıl geçti?” diye sordu. Minik panda heyecanla kuleyi, kirpinin ayakkabısını ve yaptığı resmi anlattı. Sonra gururla, “Ben seni çok özledim ama bazı şeyleri tek başıma da yapabildim.” dedi.
Annesi gülümsedi. “İşte büyümek biraz da budur.” dedi.
Ertesi sabah minik panda çantasını kendi hazırladı. Kapıya geldiğinde bu kez annesinin bacağına sarılmadı. Elini tuttu ve okula doğru neşeyle yürüdü.

Minik panda o gün öğrendi ki insanın sevdiğinden bir süre ayrı kalması onu yalnız yapmaz. Sevgi kalpte durur, cesaret ise insan denedikçe büyür.





